• anın görüntüsü

    23741.
    http://galeri.uludagsozluk.com/r/1407059/+
    #36453096 :)
  • günün şiiri

    2476.
    Dehşet bir cisim elendi korktum!
    Bir karanfile tutundu teyzem kapıdan çıkıyor
    Ben giriyorum çok pisim gidiyorum
    Gömleğim de pis,gömleğim de pis
    Bekir niye sustun alnımda

    Hiç kurşun yok diye mi?
    Hamza'ya kan sattım diye mi sarardın ismet?
    Halbuki kırdığım aynadan kum fışkırınca
    Al bu ipi sen çek,bu ipi sen çek!
    Eflatun!

    Ayaklarını denize sokman yeterdi.
    Sıcaklar basardı eve arkasından girerdim.
    Kapıda durdurup kafamı ağlardım.
    Annemin sırtı,perde
    Saçlarımda pis
    Bacaklarımda dehamı tamamlayan but.

    Ah Muhsin Ünlü
    #36431772 :)
  • nesne iliskileri kurami

    2.
    kurucusu melanie klein olmak ile birlikte bence en önemli temsilcisi Donald W. Winnicott'tur. freud sonrası psikanalizi nesne ilişkileri ve ego psikolojisi olarak ikiye ayırabiliriz. tabi tartışmalı olsa da lacan'ın da kendi okulu vardır.

    ego psikolojisi savunma mekanizmalarını, egonun üst ben ve alt ben ile yaşadığı çatışmalara odaklanırken, nesne ilişkileri kuramcıları freud fallik dönem üzerinde durmasına rağmen daha çok oral dönem üzerinde yoğunlaşırlar.

    klein'in en önemli iddiası kişiliğin oral evrede belirlendiği düşüncesidir,ancak süper egonun temel mantığı zaten kültürel yasakların öğrenilmesi ile ilgiliyken, doğuştan getirdiğimiz imagolarla bunu öğreneceğimiz düşünesi oldukça gerçek dışı geliyor bana. klein sonrası kuramcılar bu durumu aşsa da melanie klein, oral evrede ortaya çıkan takılıp kalmaların kişilik üzerinde çok etkili olduğunu savunmuştur.

    çocuklar oral dönemin, “paranoid-şizoid” içindeki kötülüğü ve doyurulmaz açlığı anneye yansıtır. öznenin ilk nesnesi meme olduğu için, meme çocuğa verilmediği zaman kötü nesne, doyurulduğu zaman ise iyi nesne olacaktır. oral dönemin ikinci evresi ise“depresif epizottur” burada çocuk iyi ve kötüyü bir araya getirmeye başlar.

    bu evrede takılan kişiler insanları hep iyi ve kötü olarak sınıflamaya yatkındır. ve içlerindeki kötülükleri aynı annelerine yaptıkları gibi dışarıdaki insanlara da yansıtırlar. sınır kişilik bozukluğu tanısı almış kişiler bu davranışı sıklıkla göstermektedir.

    sanırım klein'in en çok eleştiri alan yanı kuramınını sosyokültürel yapıdan bağımsız olarak geliştirmesidir. gelişimin oral dönemine bu kadar takılmasına rağmen, bir yandan freud'a bağlılığını ve onun izinden gittiğini düşünmesi de gariptir.

    nitekim psikanalizi içinde bulunduğu kültürel yapıdan ayırmak, kuramın en kritik noktalarını söküp atmak demektir. freud'un oluşturduğu nosyona daha bağlı olan ve günümüzde hala psikanaliz çevrelerince düşünceleri uygulanan nesne ilişkileri kuramcısı Winnicott'tur.

    ego psikolojisi ve nesne ilişkileri okulları psikanalizi bilinçdışı temelli bir bilim olmaktan uzaklaştırmışlardır. lacan ise buna dönüş yapmaya çalışırken, psikanalizi tamamen kültür üzerine kurar.

    nitekim bütün hepsi psikanalizin bu günkü modern halini almasını sağlayan önemli kişilerdir.

    iyi öğlenler.
    #36423770 :)
  • geceye bir gif bırak

    10.
    http://galeri.uludagsozluk.com/r/1402937/+

    oğlum ağzımda cugara var bir dur.
    #36415109 :)
  • kitap alıntıları

    1534.
    Zihnin meşgul olduğu durumlarda, yoğunlaşmanın yaşandığı bir yalnızlık söz konusuyken yok olan öteki nesne, bedenin kendisidir. Bedenin kendi başına yarattığı ortam sorgu sual edilmeden yeterince iyi kabul edilebilir; beden, yokluğu sayesinde gayet güvenilir bir biçimde vardır. Arzu ve hastalık anlarında yaptığı gibi kendi önemini vurgulamaz; Maurice Blanchot’nun ifadesiyle kişi,

    “zamanın yokluğundan kaynaklanan riske teslim olur.”Verimli bir yalnızlık, kendi başının çaresine bakan bedenin iyi anlamda unutulmasıdır; bu bağlamda arzu, hatırlama anlamına gelir. Freud, rüyada -o en yalnız temsilde- bedenin rahatsız edilmemesi gerektiğini, rüya görürken uyanmamamız gerektiğini söyler. Üretken bir yalnızlık, hiç beklenmedik şeylerin ortaya çıktığı yalnızlık, dikkatin niteliğiyle bağlantılıdır. Nesnenin ya da müdahaleci nesne olarak bedenin aşırı yakınlığı, her zaman önceden davranıp kişiyi ele geçiren bir mevcudiyettir. “işte bu nedenle yalnızlığı tercih ederim,” diye yazmıştır Nietzsche, “yani herkesin kullandığı sudan içmemek için. Çoğunluğun arasındayken çoğunluk gibi yaşıyorum ve gerçekten düşündüğüm gibi düşünmüyorum; bir süre sonra, insanların sanki beni kendimden uzaklaştırmayı, ruhumu çalmayı istediklerini düşünmeye başlıyorum.”

    öpüşme gıdıklanma ve sıkılma üzerine.
    #36413305 :)
  • öpüşme gıdıklanma ve sıkılma üzerine

    2.
    adam philips'in psikanalizi soğuk bilimsel tavrından ve elitizminden kurtarıp onu günlük yaşamın diline indirgemeye çalıştığı, harikulade kitap. zira örnekler o kadar günlük yaşamın içinden ki, terminoloji kullansa bile buna çok çabuk aşina olabiliyorsunuz. yalnızlık, fobiler, öpüşme, gıdıklanma, suçluluk ve yaratıcılık gibi konuları psikanalitik bakış açısıyla ele alıyor kitapta.

    ve psikanalizin gerçeklik arayışı için hastaya sunduğu fırsatı, okuyucuya da sunmaya çalışıyor.

    '. Bilimselliğin, yani değerden bağımsız bir Hakikat arayışı payesinin, psikanalize özel bir üstünlük kazandırmayacağını, psikanalizin o bilmiş tavrından ancak dilini ortaklaşa kullanıma açarak, gündelik hayata karışarak sıyrılabileceğini düşünüyor. Ona göre psikanaliz, insanların kendilerini daha iyi hissetmelerini sağlayan bir hikâye ya da bir hikâye anlatma tarzı. Bir tür sohbet. insanlar kendi yaşamları hakkında kendilerine anlattıkları hikâye tükendiği ya da aşırı sancılı bir hale geldiği için katılıyor bu sohbete. Öpüşme, Gıdılanma ve Sıkılma Üzerine bizi, psikanaliz teorisinde ihmal edilmiş olan küçük küçük, ama son derece önemli konular hakkında ilginç sohbetlere davet eden denemelerden oluşan bir kitap. Endişe, risk, sükûnet, gıdıklanma, osurma, öpüşme, yalnızlık, yaratıcılık ve suçluluk duygusu arasındaki ilişki; sıkılma, fobi-teori benzerliği; bir metin değil de deneyim olarak rüya; inanç ve engeller gibi, herkesi ilgilendiren konularda çarpıcı saptamalarda bulunuyor Philips. Mesela, "insanlar yaşamlarının, olasılıklardan en çok korktukları dönemlerinde âşık olurlar," diyor. "

    'Psikanaliz, başlangıçta, ne metne, ne kuruma ne de retoriğe sahipti; kendini ancak, diğer uygulama biçimleriyle kurduğu analojiler aracılığıyla ifade edebiliyordu. Psikanalizin ilk uygulayıcıları her şeyi, çalışmaları esnasında uyduruyordu; Freud da “yabani analist’m prototipiydi. Yani psikanaliz doğaçlama olarak uygulanıyordu; ancak bu doğaçlama, ilk analistlerin aldığı tıp eğitimine rağmen, genel kabul görmüş bir dizi tanımlanamaz, garip kuraldan yola çıkılarak yapılıyordu. Freud mevcut analojiler arasında doğaçlama yapmak zorundaydı; ve bu analojileri, kimi zaman istemeye istemeye, çeşitli bilim ve sanat dallarından seçiyordu. Ne de olsa yeni bir şey, ancak geçmişten gelen, çoktan yerleşmiş bir şeyle karşılaştırılabilirdi. Freudun analojileri, zorlayıcı, psikanalizin değerini ve cazibesini destekleyici tarzdaydı; ancak Freud yine de, psikanalizin, en çok hayranlık duyduğu meslek dallarına hangi açılardan benzemediğini, örneğin -bu kitabın çeşitli bölümlerinde öne sürdüğüm gibi- psikanalizin nasıl olup da şu bildik iyileşme kavramını, çözümden ziyade bir sorun haline dönüştürdüğünü anlatmak konusunda isteksizdi. Freud’ün, psikanalist denen yeni kişiyi icadmdan sonra, bazı klinik uzmanlarının, psikanalistin bir şekilde, anne “gibi” olması gerektiğine inanmaya başlamaları -’’Annecilik Oynarken”de gösterdiğim gibi- gerçek bir hayal kırıklığıdır. Psikanalistler, psikanalizin başka bir uygulamaya benzemediğini geç idrak etmişlerdir.'

    kitabın içinden ve arka kapağından 2 alıntı. ben dün başlamıştım. bugün bitirmeyi hedefliyorum, oldukça akıcı ve benim tarzıma uygun.
    #36412807 :)
  • kendi kendine psikolojik telkin ve tedavi

    2.
    psikoloji/pdr lisans sonrası herhangi bir kuramsal bakış açsını öğrenmek ve uygulayıcısı olmak istiyorsanız, önce kendi analizinizi yaptırıyorlar size. bunun sebebi öz farkındalık kazanmamış bir bireyin, psikolojik danışma yetkinliğinin yetersiz olacağı düşüncesidir.bu yüzden bir uzmanla çalışırsınız ve o sizin terapistiniz olur.

    'kendi kendine psikolojik tedavi' imkansıza yakındır, kendi kendine psikanalizin mümkün olmadığı gibi. bu danışanın probleme, sizin baktığınız noktadan bakmaması ile alakalı değil sadece.

    en başta psikolojik sorunun ortaya çıkış nedeni, zaten bu farkındalığı kazanamıyor olmanız iken kendi kendinize telkin ve tedavi mümkün değildir. tabi ki 2. bir sigmund freud olduğunuzu düşünüyorsanız bunu belki başarırsınız. psikanalizin iddiasına göre; danışan psikoseksüel gelişim evrelerinden birinde yaşadığı fiksasyon sonucunda, nevrotik davranışlar sergilemeye başlar. libido 5 evreden birinde(oral,anal,fallik,latent,genital) takılmış ve bu yetişkin/çocukluk yaşantılarında çeşitli semptomları açığa çıkarmıştır. psikanalizin bize sunduğu tedavide bilnçdışının bilince getirilmesi hedeflenir. yani bastırılan yasak düşünce yüzeye çıkarılır, sorun çözülür. bastırma bilinçdışı bir şekilde gerçekleştiği için, bu mekanizma aktifken o esnada bunun farkına varmak, imkansızdır.

    yine farklı bir yaklaşım olan bilişsel davranışçı terapide; hastanın bilişsel çarpıtmaları sonucunda, kendi sorununu doğru şekilde göremediği varsayılır. ve bu sorunun hastanın inancını/Bakışını değiştirerek aşılacağını iddia ederler.

    en hümanistik yaklaşımlarda bile sorun, psikolojik danışma ilişkisinin içerisinde çözülmektedir.

    halk arasında tıpta olduğu gibi, psikolojik danışmada da insanlar birbirlerine reçeteler sunuyor. enteresandır ki, psikolojik danışmana gidildiği zaman beklenilen şey bir seansta soruna çare bulabilmesi.

    ancak bir konuşma tedavisinin böyle bir şey yapabilmesi mümkün değil. psikolojik danışmayı geçtim, en yetkili psikanalist ve psikoterapist bile bunu yapamaz sanırım.

    kitap okumak elbette bir şekilde bize içgörü kazandıracaktır ancak, sorun çözmesini beklemek pek akıllıca değil.
    #36412346 :)
  • izmler

    2.
    http://galeri.uludagsozluk.com/r/1402455/+
    #36411688 :)
  • anın görüntüsü

    23453.
    http://galeri.uludagsozluk.com/r/1402166/+

    8 tane yavru var. Anneleri çok zayıf yemek aldım verdim, akşama hayvan haklarından arkadaşıma söyleyeceğim. Okuldaki köpekleri beslerken buraya da mama döksünler.
    #36409503 :)
  • gecenin şiiri

    11743.
    Denizin alçalışıyla otel bir düştü
    Binlerce kalıntı şehir değerinde
    Sularla kaçışan ölümler türküsü
    Sırdaş olan denizlerin diline
    Taşlaşmış hayat ürpertileri ardından
    Şekilsiz, oynak ve iniltili
    Pembe, daha doğrusu bir çocuk gülüşü renginde
    izleri deniz hayvanlarının
    Belli ki bir adı var onların, varsa da
    Gezinir mi hiç mi hiç adı olmayan burada
    Bir dirilişe bile ayak uyduramayan burada
    Mevsimi olmayan mevsim sürüleri
    Yumuşak yüzgeçleriyle dalgınlığımı yalayan
    Anılar, anı sürüleri
    Hep birden unutulmuşluğa dadanan
    Hep birden, ama tek bir yaratık gibi
    Çıkarak gözlerime yarı loş mağrasından
    Görülmemiş bir şekilde intihar ederdi.

    O zaman belki bendim, belki bir şekil bildirisi
    Gibi o zaman işte çok değerli bir taşa
    Bakar gibi ben
    istekli, sonra durgun, giderek düşünceli
    Derdim ki -daha doğrusu yaşardım-
    Mutluluk alışılmış bir kötümserlikti
    Ki tarih aldatılırdı, korkardım
    Gözü dönmüş bir kuşun göğsünü didikler gibi
    Bağrını açar gibi bir azizin
    Açardım ben de içimi - bu şehir kimin?
    Kimsenin değil -
    Baktıkça, baktıkça oaraya bakır
    Ne düşerse içine zehir
    Köpürür köpürür köpürür
    Önce asit, derken bir doğa parçası gibi
    Yaprak bir parça yaprak olana kadar
    Su bir parça su olana kadar
    Ben onlara su ve yaprak diyene kadar
    Demek istediğim yaşamak bir parça yaşamak oluncaya kadar
    Zamanlar, zaman sürüleri..

    Bazı adamlar ki bu zamanlara
    Dokunur geçerlerdi
    Yani bir piyanya ve onun tek bir tuşuna
    Dokunur gibi
    Ses, o kalın ses, hiçbir şey umdurmayan
    Doru bir at dilinde orman ve su
    Korkuyu, sonra da yalnız korkuyu
    Büyüten ordan oraya
    Sayısız çeşitlendiren onu
    Yani bir hayat olarak çıkaran karşımıza
    Bir sesti bu
    Sadece bir ses idiyse, bir durup bir boşaldıkça
    içimize düşüren boynumuzu
    Yerleşen bizi pek az tanıyan yüzümüze sonra da
    iğrenmenin koşulu bir at gibi durduğu
    Bir uzunluğu ya da bir alanı olmayan yüzümüze
    Yerleşen
    Sızdıkça sızan bir çay saati gibi içimize
    Yani bütün bir burukluğu birden içeren
    Ve soran birden sorusunu
    Hanlarda denk saran yolcuların
    Yağmura kuşkuyla bakan
    Gözleri gibi
    Ses, o büyük ses, desem ki
    Sorardı bize durmadan
    Sorardı ölümün bütün bildiklerini.

    edip cansever
    #36404096 :)
  • günün karikatürü

    3164.
    http://galeri.uludagsozluk.com/r/1400709/+
    #36397249 :)
  • şuanda dinlenilen şarkı

    105.
    http://video.uludagsozluk.com/v/yazarların-uzun-yıllardır-dinlediği-şarkılar-118725/

    #36395365 :)
  • gecenin gif i

    2325.
    http://galeri.uludagsozluk.com/r/1400567/+
    #36395342 :)
  • hiç aşık olmamış birine aşkı anlat

    218.
    hiç aşık olmayan biri aşkı tasavvur edemiyor mu? zaten aşk bir tasavvurdan ibaretken, nesini anlatalım. insan bir şeyi öğrendi mi onu taklit etmesi çok kolay oluyor.

    o halde aşk kavramının bizde yarattığı fiziksel etkinin bir taklit olmadığını nereden biliyoruz. François de La Roche foucauld'nun bir sözü var;'aşkın yolları ve halleri kendilerine öğretilmeseydi ne kadar az insan aşık olurdu.'

    bu yüzden bence aşk varsa bile bu öğrenilen bir davranış olmamalıdır.
    #36395163 :)
  • ilk buluşmada kitap hediye eden erkek

    63.
    tam terk edilesi adamdır. 'deveye diken seveni seven yakışır. ' modlar bu noktaya gülme efekti koysun.
    #36394980 :)
  • seni intihar etmekten alıkoyan nedir

    221.
    intihar potansiyeli olan kişileri intihardan vazgeçirebilme olasılığım.
    #36394874 :)
  • bilinç

    51.
    bilinç freud'un ilk topiğinde ön bilinç ve bilinçdışının arasında bulunan insanın 'farkında' olarak yaptığı davranışlarının tümünü içeren kısımdır.

    biz bilincimiz ile gerçeğin sınırlı bir kısmını kavramaya çalışırız. bu açıklama transandantal gibi gözükse de,ne a priori ne de transandaltal değildir. zira derinlik psikolojisi davranışın altında yatan nedenlerin bilinç seviyesinde bulunmak zorunda olmadığını göstermiştir.

    ve günlük hayatın psikopatalojisi, düşlerin yorumu gibi metinlerde freud'un gayet güzel argümanlar ürettiğini görebilirsiniz.

    o halde bilinç gerçeği kavramak için sınırlı bir araçtan ibarettir.
    http://galeri.uludagsozluk.com/r/1400494/+
    #36394715 :)
  • bilinç

    48.
    ben gerçekliği nasıl tanımladığınızı anlayamıyorum açıkçası. bilinç bir gerçeklik midir sorusu tuhaf geliyor bana.
    #36394484 :)
  • gecenin şiiri

    11737.
    Ölüler dirilirdi. Çıkamazdım ki otelden
    Ben otelden hiç çıkamazdım ki
    Her şeyi bilen bir adam gibi gelip geçerdi
    Kış
    Ve hayaletler halinde kuş sürüleri
    Gündüz ve gece
    Gece desem gece, gündüz desem gündüz
    Ve desem ki, sonuncu günü
    Dünyanın insan eliyle yaratılmasının
    Sonuncu günü
    Koridorlardan geçerdim.

    Koridorlar ki uzun desem uzun, kısa desem kısa
    Aslında bana göre bir şekil
    Bir monolog da diyebilirim buna, içinde bir konuşma ürpertisinin
    yer aldığı
    Kelimeleri olmayan bir yazı türü belki de
    Koridor
    Ve benim çağrışımsız sesleri düşüren ellerime
    Meyhanelerden gelen ve bir daha gelmeyen
    Ölü sesleri
    Sokaklarda karşıma çıkan ve bir daha çıkmayan
    Ölü sesleri
    Masa örtülerinin altına saklanan ve bir daha saklanmayan
    Resim ve para sesleri
    Ölülerin
    Merdivenleri inerdim.

    Merdivenleri inmek kolay desem kolay, kolay demesem gene kolay
    Bir diyalog olduğu için değil, zaten bir diyalogdur merdivenler
    içinde insan uğultularının yer aldığı
    Ve kimsenin kimseye bir şey sormadığı. Ne var ki
    Ben onun yanından geçerken
    O benim yanımdan geçerken
    O döner dönmez köşeyi
    Ben yere eğilir eğilmez
    O dönüp bakarken gizlice
    Ben cebime sokarken elimi
    O gözetlerken beni köşeden
    Ben başımı çevirirken ansızın
    Bir anahtar sesi
    Bir sigara gürültüsü
    Yere düşen bir çakmak
    Kırmızı bir benzin istasyonu belirtisi.

    Güya Tanrının hep birlikte olalım diye çizdiği
    Bir salon
    Ben o salona varıncaya kadar
    Tanrı yok -ne kadarda geçmiş aradan-
    Salon ki otelin salonu yani
    Ve dirilmiş ölüler ayakta
    Bir ikon tasviri gibi
    Ya da bir Bruegel tablosundaki çılgın
    Belli bir zaman parçasını kımıldatıp da içinden
    Sayısız zamanlara götüren
    O birtakım adamlar
    Ki artık ölü bile değil hiçbiri, değil de
    Gelecek bir zamanı ısırır gibi
    Kocaman dişleriyle
    Avurtları, göbekleri ve falluslarıyla
    Yani kaç yerinden delinmiş olmalı ki dünya
    Dünya desem dünya
    Değil desem değil
    Yaralı bir hayvan gibi soluk soluğa.

    edip cansever
    #36394274 :)
  • saygısızlık yapılamayacak kurgu karakterler

    46.
    berserk mangasının ana karakteri guts. adam ne acılar çekti.
    #36381482 :)
  • yeni şeyler getiriyorum