• liber novus

    1.
    carl gustav jung'un birinci dünya savaşı öncesi yakalandığı psikolojik hastalığı ve bunu yeniş hikayesini anlattığı, bilinçdışını mandalalar ile tasvir ettiği birçok otoriteye göre jung'un en önemlisi eseri olan kitap. türkçe'ye kırmızı kitap olarak çevrilmiştir.

    arka kapak yazısı.

    'Bu derûnî hayalleri izlediğim yıllar, hayatımın en önemli dönemleriydi. Diğer her şey buradan yola çıktı. (…) Tüm hayatım, bilinçdışından patlak veren gizemli bir çağlayan gibi, bazen beni yıkabilecek kadar güçlü olan bu akıntıyı anlamaya çalışmakla geçti. (…) Sonrası sadece sınıflandırma, bilimsel değerlendirme ve hayata tatbik etme. (…) -C.G. Jung C.G. Jung’un 1957 yılında, ölümünden beş sene önce dile getirdiği yukarıdaki satırlar, 1914 ile 1930 yılları arasında Kırmızı Kitap üzerinde çalıştığı yılları anlatır. ismi, Jung’un takipçileri tarafından seksen yılı aşkın bir süredir bilinse de eser, 2009 yılında yayımlanana kadar okuyucunun istifadesine sunulamadı. Kitabın yayımlanması, psikoloji dünyasında büyük yankı uyandırdı. Arketip, kolektif bilinçdışı, persona, anima, animus gibi kavramlardan oluşan temel kuramının nasıl ortaya çıktığını Jung’un kendi kaleminden okuma fırsatı doğdu. Jung’un bu deneyimi psikoterapiyi, hastalıkların tedavisinden ibaret olmaktan çıkarıp kişiliğin yüksek düzeyde gelişmesinin bir vasıtasına dönüştüren “bireyselleşme sürecini” bizzat nasıl yaşadığını anlatıyor. Modern tarihin hakiki vizyonerlerinden birini yaratan Kırmızı Kitap, ancak “katagoriler ötesi” diye nitelendirilebilir. insan olmanın ne anlama geldiğini araştıran bu kitap, psikanaliz tarihinin ötesine geçerek C.G. Jung’u Karl Marx, Georg Orwell ve tabii ki Sigmund Freud gibi devrim yaratan düşünürlerin arasına yerleştiriyor. -Sara Corbett, New York Times Dante’nin ilahî Komedya’sı, Joyce’un Ulysses’si, Goethe’nin Faust’unda dile getirilenlerle örtüşen Kırmızı Kitap, Nietsche’nin Böyle Buyurdu Zerdüşt’üne bir cevap niteliğindedir. Nietsche’nin ileri sürdüğünün aksine “Tanrı ölmemiştir. O, insanın dışındaki dinî, millî ve siyasi yapılarda aranmak yerine tek tek bireylerin yaşamlarının içerisinde keşfedilmeli ve ‘mücadele edilmeli’dir'

    muhtemelen bu ay içinde okumaya çalışacağım. şu an önünde 3 kitap var listemde.
    #36603315 :)
  • diyar pala dinleyen psikanalist

    1.
    cinsellik ve saldırganlık duygularını alegorik şekillerde işleyen diyar pala isimli harikulade sanatçıyı dinleyen psikanalisttir. en sevdiği parça ise pompalamasyondur.

    https://www.youtube.com/watch?v=fXZhU9TNmGw +
    #36595203 :)
  • bilinçdışı umrum dışı diyen kız

    1.
    çok fazla Albert Ellis okumuş, bilinçdışı yerine bilişsel şemaları kullanmayı seven, en sevdiği şarkı yeri geldi mi duygusal yeri geldi mi cinsel içerikli şarkılar üreten diyar pala'dan yeşilimi ver şarkısı olan kızdır.

    garip bir hanımefendi.

    http://video.uludagsozluk.com/v/diyar-pala-117360/

    #36567551 :)
  • seans sırasında şiir okuyan psikolog

    1.
    sanatın iyileştirici etkisini gözardı etmeyen, danışanın yararına olacağını düşündüğü sırada, ilişkinin şimdi ve buradalığını dikkate alarak dizeleri ardı ardına sıralayan psikologtur

    aferin sana iyi yürekli delikanlı.
    #36554968 :)
  • büyük öteki

    1.
    dünya sadece iki kişiden oluşsaydı sen/ben gibi kavramlara ihtiyaç duymazdık. bu yüzden her türlü ikili konuşmada bir 3. kişi yani 'öteki' dediğimiz kavram, söyleme dahil olur.

    oedipus çatışması bile çocuk ve anne arasındaki ilişkiye, babanın eklenmesiyle ortaya çıkar. lacan büyük öteki kavramıyla sembolik düzenden, yani toplumun oluşturduğu kültürden bahsetmektedir.

    'bilinçdışı ötekinin söylemdir' . lacan bu söylemlerden birini hegel'in efendi köle diyalektiğinden almıştır. bu söylemde özne kendini ötekinin konumuna göre belirler, bir efendi sonuna kadar tüketir ve kendini kısıtlamaz, bu yüzden kölenin dünyasını oluşturan efendinin söylemidir.

    özne kendini ortaya koyarken, bunu ötekinin söyleminden bağımsız kılamaz. hatta arzularını bile söylemden kurtaramaz. bu etki en küçük yapı taşında ailede başlayıp, daha sonra kültürel bir özne olan bireyin tüm hayatında sürüp gitmektedir.

    'büyük öteki' bireyin kendi gerçeğini ortaya koymasına engel olur. bu yüzden özne gerçeğini bilinçdışı kılar. ve gerçeği, gerçekliğin içinde arar durur. bilinçdışı özne, kendini ortaya koyabilmek için ötekine ihtiyaç duymaktadır.

    peki o zaman kendi varoluşumuzu belirlediğimiz söylenebilir mi? işte sartre ve lacan çatışması bu soru ile başlar.
    #36507826 :)
  • dile indirgemek

    1.
    lacan'a göre insan simgesel düzende var olamaz. bu yüzden kendi gerçeğini bilinçdışı kılar. o halde insan bir yaşantıyı, hissettiği bir duyguyu tam manasıyla dile dökmeye kalksa, bunda başarısız olur diyebiliriz.

    örneğin rüya son derece ilginç bir fenomendir. fakat tam manasıyla anlatımı, hiçbir zaman mümkün olmaz. zira dil, ifadeler bizi o kadar sınırlandırır ki, rüyayı aktarırken bu renkli dünyanın sadece sahte bir yansımasını aktarabiliriz.

    lacan edebiyatta gerçeküstücü anlayıştan çok etkilenmiştir. bunun sebebi bence sürrealist şairlerin dilin sınırlarını aşabilmesiydi. bunu türk edebiyatında edip cansever de görmekteyiz.

    'Bir oyun başka olamaz oyundan gibi
    Bir söz başka olamaz sözden gibi
    Bir şey başka olamaz bir şeyden gibi
    Tam öyle gibi, varıyor gibi bir mutluluğa
    Ne gelir elimizden insan olmaktan başka
    Ne gelir elimizden insan olmaktan başka
    Ne çıkar siz bizi anlamasanız da
    Evet, siz bizi anlamasanız da ne çıkar
    Eh, yani ne çıkar siz bizi anlamasanız da.

    Hiçbir şey ! Kimse bir gün gözlerimi sevmiyecek, biliyorum
    Kimse bir gün kemseyi sevmiyecek korkuyorum
    Bir yaşlı kadın en erkek boyutunda
    Kendisiyle çiftleşecek kaç kere yalnız
    Kaç kere yalnız, kaç kere şaşırmış, bitkin kaç kere
    Bir ölgün ses bulacak sesinden çok uzaklarda
    Vardır ya, hani bir yer, uzakta çok uzakta
    Ölüm mü- yok canım, çok sesli bir evrende çok erken daha
    Üstelik bilmiyoruz da, doğrusu bilmiyoruz, ölüm mü, bunu hiç bilmiyoruz
    Diyoruz: yaşasak çıkmazları, sevişsek olmayanlarla
    Tavşansı sıçramalarla bitirsek şu ormanı
    Böylece, niye olmasın, işte bir orman daha
    Sanki bir gölgeye geldik; yorulduk, acıktık, susadık biraz
    Ve doyduk, ve içtik, ayıldık bir anlamda
    Ayıldık ve sorduk, baktık ki hep ormandayız
    Kaç kere ölmemişiz, kaç kere sormamışız, bu kaçıncı dalgınlığımız
    Yani kaç sesli bir evrende kaç kere yalnız
    Ne ölmek, ne ansımak! sadece yaşamakla
    Tam öyle gibi.. Demeyin: eh, biraz yorulsak da
    Demeyin, sakın haa, yok şu kadar bir şey insanın sonsuzunda
    Biz şimdi ne yapsak, biz şimdi ne yapsak, biz işte biraz bilmiyoruz ya
    Diyoruz: yaşasak çıkmazları, sevişsek olmayanlarla.'

    tamamen özgün bir dil ile, bilinçdışının ifade edilmeye çalışılmasını görüyoruz bu şiirde. belkide anlamını sadece şairin kavrayabileceği bir takım dizeler var.

    o halde dili aşmaya çalışmak ve gerçeği yansıtmak için, dilin sınırlarını yeniden çizebilmek gereklidir.

    iyi günler.
    #36315994 :)
  • bobo doll experiment

    1.
    sosyal bilişsel kuramın kurucusu albert bandura tarafından gerçekleştirilen deneydir. deneyde bir odaya alınan çocuklar resim yapmaları için serbest bırakılır. bu sırada önünde palyaço resmi olan bebek bobo odaya bırakılır ve bir yetişkin bebeğin yanına giderek ona vurmaya bir yandan da sözel olarak saldırmaya başlar. (vur, kır, tekmele vb)

    yetişkin bir müddet bu davranışa devam eder. ancak çocuklar oralı olmaz. daha sonra çocuklara bir yapboz verilir ve bu yapbozu tamamlamaları istenir.

    fakat yapbozun bazı parçaları eksiktir ve tamamlanması mümkün değildir. yapbozu tamamlayamayan çocukların, bebeğe şiddet uygulayıp, bebeği döven yetişkinin sözlerini tekrarladıkları gözlemlenmiştir, sadece bir kısmı buna uymaz ve bandura davranışın öğrenilip öğrenilmediğini gözlemek amacıyla deneyi tekrar uygular.

    aynı deney bu defa farklı bir metotla uygulanır. odaya alınan çocukların önüne bir televizyon konur. bebeği döven adam televizyonda aynı davranışlarda bulunur. ancak bu defa davranışı yapan adam poposuna şaplak atılarak cezalandırılır.

    tekrardan bobo'nun olduğu odaya götürülen ve yapbozu tamamlayamayan çocuklar bobo'ya saldırmaya başlar. ancak bir kısmı yine davranışa uymaz.

    burada ortaya öğrenme performans ayrımı çıkmaktadır. saldırmayan çocuklar biraz teşvik ve ödülle boboya saldırmaya başlar.

    yani deneyin sonucu şudur;bir çocuğun önünden yapılan davranış kesinlikle çocuk tarafından öğrenilmektedir. çocuk bu davranışı uygulamasa bile, şiddet içerikli şeyler gözlemlediği zaman bunu uygulama potansiyeli vardır. azıcık teşvik ile bunu yapabilir, çünkü bir kere öğrenmiştir.

    not: sadece yetişkin davranışlarının gözlemlenmesi değil. şiddet içerikli film, pc oyunları hepsi dahil.

    https://www.youtube.com/w...h?v=NjTxQy_U3ac&t=47s +
    #36229596 :)
  • aşkım lacan ın öznesi nerede diyen sevgili

    1.
    gün geçmiyor ki sevgiliniz saçma sapan bir soruyla daha çıkagelmesin. koyu bir bilişsel davranış terapisti olan sevgiliniz, sizden ona lacan'ı anlatmanızı ister. gel gelelim bilinçdışını saçma bir varsayım olarak kabul etmekten de geri durmaz.

    siz çalışma odanızda oturmuş puronuzu içerken anın keyfine varmaya çalışıp, puroyu saran harika kübalı hanımefendiyi düşünürsünüz, bir yandan da 30 yıllık macellan viskinizi yudumlarsınız . arka planda neil young'ın muhteşem ezgileri yankılanır.

    http://video.uludagsozluk.com/v/yalnızlık-163468/



    puronuzdan yarım nefes daha çekip, külünün düşmesini beklersiniz. o sırada pembe geceliğiyle sevgiliniz odanıza girer. 'aşkım ben bu lacan'ı anlayamıyorum, öznesi nerede?' diye sorar.

    elli defa anlatmışsınızdır, ama anlamamıştır. lacan'ın öznesi bilinçdışıdır. bazen karşı aktarım sırasında, bilinçdışı kendini açığa çıkarır. gösterenler ancak bir zincir halinde anlamlı olabilir. gösteren bir işitsel imgedir, yani bir dil sürçmesi gösteren olabilir.

    tekrar baştan alırsınız. en başından levis strauss'un yapısal antropolojisi ve babanın adı kavramının ortaya çıkışından başlayıp her şeyi anlatırsınız.

    yine anlamaz sizi. 'aşkım ama özne görünmüyor' der ve bilişsel formülasyonla, bilinçdışını indirgemeye çalışır. bana somutlaştırma yap der.iyice sinirlenirsiniz ayağa kalkar davranışların salt öğrenme sonucu oluşmadığını, bunun bilinçdışı bir yönünün olduğunu açıklamaya çalışırsınız.

    anlamak istemez, ona göre psikolojik sorunların temeli; Hatalı öğrenme, eksik veya yanlış bilgi temelinde doğru olmayan yorumlamalar yapılması ve imgelemle gerçekliğin birbirine karıştırılması gibi, sıradan süreçlerin sonucudur.

    siniriniz tepenize çıkar. çekmeceyi açıp, bilişsel kuramın kurucusu olan beck'in depresyon envanterini çıkarırsınız. kibriti çakıp sevgilinizin gözleri önünde ateşe verip, al sana lacan'ın öznesi dersiniz.

    ve kadın oracıkta göz yaşlarına boğulur. viskinizi tek dikişte içip, çalışma odasında onu gözyaşlarıyla bırakırsınız.

    keşke bunlar yaşanmasaydı.
    #36198801 :)
  • aşkım gerçek nedir diyen sevgili

    1.
    gün geçmiyor ki sevgiliniz anlattığınız bir şeyi daha anlamasın. size lacan'ın üzerine 10 yıl düşündüğü 'gerçek' kavramını sorar durur.

    siz gerçeğin asla dile indirgenemeyeceğini, zira içinde bulunduğumuz kültürün ve dolayısıyla simgesel düzenin gerçeği sınırladığını bu yüzden insanın gerçeği bilinçdışı kıldığını söylersiniz.

    ama ben bilinçdışına inanmam, bana gerçeği söyle der. gerçeğin dile indirgenemeyeceğini sadece hissedilebileceğini söylersiniz.

    yine sorusunu tekrarlar ve lacan'ın bir şarlatan olduğunu mırıldanır. sabrınız taşar, belinden kavrar ve dudaklarına yapışırsınız.

    ve gerçeği arayışınız son bulur.
    #36183494 :)
  • jung psikozlu delidir diyen sevgili

    1.
    üzer ve derin düşüncelere sevk eder. siz yıllardır analitik psikoloji üzerine okuma yaparsınız. bütün arketipleri, rüya imgelerini ve vaka analizlerini bilirsiniz. sevgiliniz ise skinner'in ve bilişselcilerin görüşlerini benimsemektedir.

    her davranış değişikliğinin öğrenme sonucunda ortaya çıktığını savunur. biliçdışına inanmaz, ona göre hafıza;yani kısa süreli ve uzun süreli bellekler vardır.

    bir şeyi hatırlamak için, onu uzun süreli bellekten çağırdığımızı bu süreçlerin hiçbirinde bilinçdışının yer almadığını savunur. ve şarabını yudumlayıp kahkahalar atarak jung delinin tekiydi bir psikozluydu der.

    gözyaşlarınızı tutamaz, gizlice ağlarsınız. ibrahim tatlısesi'in 'şu fıratın suyu akar derindir' parçasını dinleyerek uzakları izlemeye koyulursunuz.
    #36183276 :)
  • günün film müziği

    42.
    http://video.uludagsozluk.com/v/sözlükçülerin-hayatlarının-fon-müzikleri-77224/

    #36328104 :)
  • başkalarının bizi nasıl gördüğünü asla bilemeyiz

    1.
    kişi aynaya baktığında kendi yansımasını görür, bu çoğu zaman kafasında oluşturduğu 'ben' imgesiyle farklıdır. aynı şekilde başkalarınında bizi nasıl imajine ettiğini bilmemiz, mümkün değildir. zira biz gerçeği simgesel düzlemde anlamlandırmaya çalışırız, dilin kafamızda yarattığımız ben imgesiyle ne alakası var diyebilirsiniz.

    çok alakası var. zira dil bilince bir sınır koyar ve bu simgesel düzende bizim başka insanları algılayışımızın, sınırlı olduğunu gösterir.

    az önce yazdığım bir giriyi aynen kopyalıyorum "simgesel düzene geçtiğimizde, yaşadığımız yine bir yanılsamadır. çünkü biz önceden kurulmuş bir düzenin içinde gelişiriz. ve bu bizi 'gerçek'ten uzaklaştırır.

    gerçekliği tamamen simgesel hale getirmek mümkün değildir. zizek bunu şöyle ifade ediyor“...kendi kimliğimi tanımlamak için öteki özne’ye ihtiyaç duyarım. öteki’nin benim ne olduğum hakkındaki düşüncesi, benim en mahrem öz kimliğimin yüreğine kazınır""

    not: görünüş derken sadece dış görünüş olarak algılamayın lütfen. iyi akşamlar.

    (bkz: ayna evresi)
    (bkz: #35915140)
    (bkz: #35951791)
    #35960314 :)
  • freud dan lacan a psikanaliz

    1.
    türk psikiyatr, psikoterapist, nörofilozof olarak adlandırılan Saffet Murat Tura tarafından kaleme alınmış, lacan'a, freud'a ve diğer psikanaliz ekollerine dair yazılmış oldukça güzel bir kitap.

    kitap psikanalizin epistemolojik temellerine kısaca değinerek, karl popper'ın psikanalizin yanlışlanamaz olduğu ile ilgili yaptığı eleştiriyi inceleyerek başlıyor.

    daha sonra freud'a ve neo freudian ekollere kısaca bir göz gezdiriyor. zira lacan'ı anlamak istiyorsak, freud'u ve freud sonrası psikanalizi iyi bilmemiz gereklidir.

    en beğendiğim kısmı kendisine gelen klinik vakalar üzerinden yaptığı çıkarımlar. lacan'ın birçok kavramı oldukça soyut ve anlaşılmaz olduğu için, bunu en somut örneği terapötik ilişki diye düşünüyorum.

    j.d nasio'da jacques lacan'ın kuramı üzerine 5 ders kitabında bu örnekleri veriyor. ancak özellikle psikanalizin bizim ataerkil toplum yapımıza uygun olduğunu düşündüğümden, kendi kültürümüzde ortaya çıkan nevrozlardan verilen örnekler, beni hem düşündürttü hemde güldürdü.

    işin özü güzel bir kitap. saffet murat tuna'nın louis althusser(lacan'ın kankası) üzerine yazıları da var. aynı zamanda kendisi imago psikoterapi merkezinin kurucusudur.

    okudukça yazacağım bu başlığa, güzel bir kitap zevkle okunabilir.
    #35954484 :)
  • dört arketip

    1.
    metis yayın evi tarafından çevrilen, carl gustav jung'un arketipleri ve bilinçdışının yapısını ele alığı kitap. jung'un mistik psikoloji anlayışı ve kuramında mitlere dayalı a priori bilgiden yola çıkarak iddialarını kanıtlamaya çalışması çokça eleştiri alsa da,

    bu kitabın psikoloji ile ilgilenenler, kendini tanımaya çalışanlara hem de tinbilimcilere oldukça faydalı olacağı görüşündeyim. arketiplere(insanlığın ilk anıları) dair veriler masallar, mitoslar ve bir takım tarihsel kesinliği olmayan olaylara dayansa da, insanın binlerce yıllık arayışına dair çok güzel örnekler sunmuş kitapta.

    bu kitap aynı zamanda insanı salt rasyonalist ve deneyci olarak ele alan psikolojizme bir eleştiridir. anne, bilge, animus ve gölge arketipine dayalı çıkarımlarımı daha sonra örnek olayları analiz ederken, lacancı bakış açısıyla birleştirip aktaracağım.
    #35888534 :)
  • bilinç var olmanın ön koşuludur

    1.
    jung'a göre beynin yapısı ve fizyolojisi ruhsal sürece dair bir açıklama sağlamaz. ruh başka şeylere indirgenemeyecek kadar kendine özgüdür. çünkü ruh tamamen kendine has bir yapıyı içinde bulundurur, bilinç fenomenini. bilincin olmadığı yerde, pratik anlamda yaşam yoktur.

    zira dünya ancak bir psişe tarafından bilinçli olarak düşünüldüğü ve ifade edildiği sürece var olabilir. bu yüzden diyebiliriz ki "bilinç var olmanın ön koşuludur"

    Dolayısıyla psişe, ona hem felsefi, hem de gerçek anlamda, fiziksel varlık prensibine eşdeğer bir konum bahşeden kozmik prensip payesi ile donatılmıştır.

    ve insanı diğer canlılardan ayıran en büyük özellik de budur, çünkü diğer canlılar bu bilinçliliği ve farkındalığı gösteremez.

    dünya içindeki varoluşun farkında olan tek canlı insandır. insan kendisi için bile çoğu zaman muammadır, çünkü dünya içinde, başka hiçbir canlı ile kıyaslanamayacak bir fenomendir.

    bu yüzden bilim insan fizyolojisini açıklayabilse de, çoğu noktada psişeyi(ruhu) tam olarak açıklayamaz.

    buda böyle bir düşüncedir.
    #35725241 :)
  • sadizm ve mazoşizm

    1.
    fromm yetkeciliği kişinin, izolasyon ve yalnızlık duygusuyla ile baş etmenin bir yolu olarak, yoksun olduğu gücü elde etmek için bireysel bağımsızlığından vazgeçerek, kendisi dışındaki bir kişi veya şeyle kaynaşması olarak tanımlar.

    yetkecilik iki farklı şekilde gerçekleşebilir.

    bunlar sadizim ve mazoşizmdir.

    mazoşizm; kişinin kendisinden daha güçlü bir kişinin egemenliği altına girerek aşağılık ve güçsüzlük duygularıyla mücadele etmesidir. bu şekilde kişi kendini ortaya koymak ve istediklerini gerçekleştirmek yerine, bağımlı olduğu dış güçlerin isteklerine boyun eğer. bu boyun eğici eğilimler sevgi ve sadakat biçiminde rasyonalize edilmiş olabilir. ancak hiçbir zaman sevgi ve sadakat gibi bir bağımsızlık göstermezler.

    yetkeciliğin bir diğer türü ise egemenlik çabasıdır. boyun eğme eğilimleri gibi sadizimde izolasyon ve yalnızlık duygularıyla başa çıkma amacıyla ortaya çıkar. fromm'a göre karşıdaki kişiye egemen olma durumu kişiyi üç yönden cezbeder;

    bir tanesi diğer kişiler üzerinde egemenlik kurmak, onları kendine bağımlı hale getirmek içindir. ikincisi diğerlerini sömürmek, onları kendi çıkarları ve zevki için kullanmaktır. en sonuncusu olan sadist eğilim ise diğerlerinin psikolojik ve fizyolojik olarak acı çektiğini görmektir.

    sadist eğilimler mazoşist eğilimlere göre toplum tarafından daha az kabul gördüğü için, daha çok rasyonalize edilir. örneğin;" seni yönetiyorum çünkü senin için en iyisinin ne olduğunu biliyorum"

    veya " senin eksikliklerin olduğu için, bana ihtiyacın var. seni benim yönetmeme izin vermelesin." gibi.

    lacan ise sadizmin var olmadığını, bunun mazoşist eğilim bir etkisi olduğundan söz eder. bildiğiniz gibi lacan'da arzu ötekinin bir etkisidir. zaten freud'da bunların tamamlayıcı özellikte olduğundan bahseder, ancak ona göre sadizm insan doğasındaki saldırganlık dürtüsünden kaynaklanır.

    her neyse dsm'de bunlar cinsel parafililer olarak geçse de, sadist ve mazoşist eğiliminde olan kişiler birbirini bulduğu zaman, iki tarafta durumlarından şikayetçi olmaz.

    örneğin; "kocam sever de döver de" mantığına sahip kadınlarda mazoşist eğilimde olabilir ve hiçbir zaman bir şikayette bulunmazlar.
    #35657539 :)
  • absinthe drinker

    1.


    pablo picasso'nun mavi dönem eserlerinden biri. bu dönem picasso'nun bence en yaratıcı dönemidir, eserlerin sadece mavi ve beyaz tonlardan oluşması, bunun yanı sıra resmedilen tabloların yoğun bir hüznü barındırması, bunun başlıca sebebi benim için.

    bu tabloda absinthe içkisini hazırlayan bir fransız beyefendisini görüyoruz. kendisini bu dünyadan soyutlayıp, biraz sonra olacaklara, belkide eski bir sevgilinin zarif hayaletini görmeye hazırlıyor.

    eserin teknik detaylarını gören bir göz, benden farklı görüşler ortaya koyabilir. ancak ben daha çok, esere yansıyan ruh haliyle ilgileniyorum.

    sanatçının yoğun bir tinsellikle bu dünyadan kopup, farklı bir evrenle bu dünyayı birleştirdiği o ufacık çizgiye. yaratma yeteneğinin doruk noktasına çıktığı kendini kaybetme ve bilinçsizce ifade etme anına.

    gerçek sanatçılar, değerli insanlardır. şüphesiz picasso'da bunlardan biri. ve mavi dönemi, sanatçının derin bir karamsarlıkla ele aldığı tablolarla dolu.

    harikulade bir eser, absinthe drinker. aynı isimde Viktor Oliva'nın da bir tablosu bulunuyor ve en az bu tablo kadar güzel.
    #35580108 :)
  • sanat ve bilinçdışı

    2.
    bundan sonra sözlükte neden bilgi içerikli girdi olmuyor demeyin.
    #35513651 :)
  • günün klasik müziği

    30.
    https://www.youtube.com/watch?v=Ce70HzRw9Dg +
    #35859673 :)
  • yeni şeyler getiriyorum