• günün film müziği

    22.
    https://www.youtube.com/watch?v=yC4LceMLOls +
    #36056712 :)
  • başkalarının bizi nasıl gördüğünü asla bilemeyiz

    1.
    kişi aynaya baktığında kendi yansımasını görür, bu çoğu zaman kafasında oluşturduğu 'ben' imgesiyle farklıdır. aynı şekilde başkalarınında bizi nasıl imajine ettiğini bilmemiz, mümkün değildir. zira biz gerçeği simgesel düzlemde anlamlandırmaya çalışırız, dilin kafamızda yarattığımız ben imgesiyle ne alakası var diyebilirsiniz.

    çok alakası var. zira dil bilince bir sınır koyar ve bu simgesel düzende bizim başka insanları algılayışımızın, sınırlı olduğunu gösterir.

    az önce yazdığım bir giriyi aynen kopyalıyorum "simgesel düzene geçtiğimizde, yaşadığımız yine bir yanılsamadır. çünkü biz önceden kurulmuş bir düzenin içinde gelişiriz. ve bu bizi 'gerçek'ten uzaklaştırır.

    gerçekliği tamamen simgesel hale getirmek mümkün değildir. zizek bunu şöyle ifade ediyor“...kendi kimliğimi tanımlamak için öteki özne’ye ihtiyaç duyarım. öteki’nin benim ne olduğum hakkındaki düşüncesi, benim en mahrem öz kimliğimin yüreğine kazınır""

    not: görünüş derken sadece dış görünüş olarak algılamayın lütfen. iyi akşamlar.

    (bkz: ayna evresi)
    (bkz: #35915140)
    (bkz: #35951791)
    #35960314 :)
  • freud dan lacan a psikanaliz

    2.
    Lacan'ı orjinal fransızca metinlerden okumadıkça, iyi özümsemek mümkün değil. Ancak fransızca'ya hakim olsaydık bile karanlıkta kalan noktaların olacağı çok barizdir. Öncelikle kendi yazıları yok verdiği seminerlerden derlenmiş notlar var.

    Bunun dışında saussure, levi strauss gibi düşünürlerden oldukça etkilendiği; mitoloji,sosyoloji,antropoloji, topoloji ve daha birçok alanı psikanalize eklediği için okuması oldukça güç.

    Saffet murat kitabında descartes'dan başlayan batı felsfesini ele alarak, husserl fenomenolojisini(bilinç-nesne-ide) inceleyerek devam ediyor.

    Ancak lacan'ı okumak için kullandığı yöntem daha ilginç,sartre'ı kullanıyor lacan'ı okurken. Ve temel eseri olan 'varlık ve hiçlik' eserinde ele aldığı düşüncelere başvuruyor.

    ilginç bir okuma, lacan'ı tamamen anlama gayem olmasa da hoşuma gidiyor okumak.

    Bu da böyle bir değişik faydasız yazı.
    #35982326 :)
  • dört arketip

    1.
    metis yayın evi tarafından çevrilen, carl gustav jung'un arketipleri ve bilinçdışının yapısını ele alığı kitap. jung'un mistik psikoloji anlayışı ve kuramında mitlere dayalı a priori bilgiden yola çıkarak iddialarını kanıtlamaya çalışması çokça eleştiri alsa da,

    bu kitabın psikoloji ile ilgilenenler, kendini tanımaya çalışanlara hem de tinbilimcilere oldukça faydalı olacağı görüşündeyim. arketiplere(insanlığın ilk anıları) dair veriler masallar, mitoslar ve bir takım tarihsel kesinliği olmayan olaylara dayansa da, insanın binlerce yıllık arayışına dair çok güzel örnekler sunmuş kitapta.

    bu kitap aynı zamanda insanı salt rasyonalist ve deneyci olarak ele alan psikolojizme bir eleştiridir. anne, bilge, animus ve gölge arketipine dayalı çıkarımlarımı daha sonra örnek olayları analiz ederken, lacancı bakış açısıyla birleştirip aktaracağım.
    #35888534 :)
  • bilinç var olmanın ön koşuludur

    1.
    jung'a göre beynin yapısı ve fizyolojisi ruhsal sürece dair bir açıklama sağlamaz. ruh başka şeylere indirgenemeyecek kadar kendine özgüdür. çünkü ruh tamamen kendine has bir yapıyı içinde bulundurur, bilinç fenomenini. bilincin olmadığı yerde, pratik anlamda yaşam yoktur.

    zira dünya ancak bir psişe tarafından bilinçli olarak düşünüldüğü ve ifade edildiği sürece var olabilir. bu yüzden diyebiliriz ki "bilinç var olmanın ön koşuludur"

    Dolayısıyla psişe, ona hem felsefi, hem de gerçek anlamda, fiziksel varlık prensibine eşdeğer bir konum bahşeden kozmik prensip payesi ile donatılmıştır.

    ve insanı diğer canlılardan ayıran en büyük özellik de budur, çünkü diğer canlılar bu bilinçliliği ve farkındalığı gösteremez.

    dünya içindeki varoluşun farkında olan tek canlı insandır. insan kendisi için bile çoğu zaman muammadır, çünkü dünya içinde, başka hiçbir canlı ile kıyaslanamayacak bir fenomendir.

    bu yüzden bilim insan fizyolojisini açıklayabilse de, çoğu noktada psişeyi(ruhu) tam olarak açıklayamaz.

    buda böyle bir düşüncedir.
    #35725241 :)
  • sadizm ve mazoşizm

    1.
    fromm yetkeciliği kişinin, izolasyon ve yalnızlık duygusuyla ile baş etmenin bir yolu olarak, yoksun olduğu gücü elde etmek için bireysel bağımsızlığından vazgeçerek, kendisi dışındaki bir kişi veya şeyle kaynaşması olarak tanımlar.

    yetkecilik iki farklı şekilde gerçekleşebilir.

    bunlar sadizim ve mazoşizmdir.

    mazoşizm; kişinin kendisinden daha güçlü bir kişinin egemenliği altına girerek aşağılık ve güçsüzlük duygularıyla mücadele etmesidir. bu şekilde kişi kendini ortaya koymak ve istediklerini gerçekleştirmek yerine, bağımlı olduğu dış güçlerin isteklerine boyun eğer. bu boyun eğici eğilimler sevgi ve sadakat biçiminde rasyonalize edilmiş olabilir. ancak hiçbir zaman sevgi ve sadakat gibi bir bağımsızlık göstermezler.

    yetkeciliğin bir diğer türü ise egemenlik çabasıdır. boyun eğme eğilimleri gibi sadizimde izolasyon ve yalnızlık duygularıyla başa çıkma amacıyla ortaya çıkar. fromm'a göre karşıdaki kişiye egemen olma durumu kişiyi üç yönden cezbeder;

    bir tanesi diğer kişiler üzerinde egemenlik kurmak, onları kendine bağımlı hale getirmek içindir. ikincisi diğerlerini sömürmek, onları kendi çıkarları ve zevki için kullanmaktır. en sonuncusu olan sadist eğilim ise diğerlerinin psikolojik ve fizyolojik olarak acı çektiğini görmektir.

    sadist eğilimler mazoşist eğilimlere göre toplum tarafından daha az kabul gördüğü için, daha çok rasyonalize edilir. örneğin;" seni yönetiyorum çünkü senin için en iyisinin ne olduğunu biliyorum"

    veya " senin eksikliklerin olduğu için, bana ihtiyacın var. seni benim yönetmeme izin vermelesin." gibi.

    lacan ise sadizmin var olmadığını, bunun mazoşist eğilim bir etkisi olduğundan söz eder. bildiğiniz gibi lacan'da arzu ötekinin bir etkisidir. zaten freud'da bunların tamamlayıcı özellikte olduğundan bahseder, ancak ona göre sadizm insan doğasındaki saldırganlık dürtüsünden kaynaklanır.

    her neyse dsm'de bunlar cinsel parafililer olarak geçse de, sadist ve mazoşist eğiliminde olan kişiler birbirini bulduğu zaman, iki tarafta durumlarından şikayetçi olmaz.

    örneğin; "kocam sever de döver de" mantığına sahip kadınlarda mazoşist eğilimde olabilir ve hiçbir zaman bir şikayette bulunmazlar.
    #35657539 :)
  • absinthe drinker

    1.
    http://galeri.uludagsozluk.com/r/1323489/+

    pablo picasso'nun mavi dönem eserlerinden biri. bu dönem picasso'nun bence en yaratıcı dönemidir, eserlerin sadece mavi ve beyaz tonlardan oluşması, bunun yanı sıra resmedilen tabloların yoğun bir hüznü barındırması, bunun başlıca sebebi benim için.

    bu tabloda absinthe içkisini hazırlayan bir fransız beyefendisini görüyoruz. kendisini bu dünyadan soyutlayıp, biraz sonra olacaklara, belkide eski bir sevgilinin zarif hayaletini görmeye hazırlıyor.

    eserin teknik detaylarını gören bir göz, benden farklı görüşler ortaya koyabilir. ancak ben daha çok, esere yansıyan ruh haliyle ilgileniyorum.

    sanatçının yoğun bir tinsellikle bu dünyadan kopup, farklı bir evrenle bu dünyayı birleştirdiği o ufacık çizgiye. yaratma yeteneğinin doruk noktasına çıktığı kendini kaybetme ve bilinçsizce ifade etme anına.

    gerçek sanatçılar, değerli insanlardır. şüphesiz picasso'da bunlardan biri. ve mavi dönemi, sanatçının derin bir karamsarlıkla ele aldığı tablolarla dolu.

    harikulade bir eser, absinthe drinker. aynı isimde Viktor Oliva'nın da bir tablosu bulunuyor ve en az bu tablo kadar güzel.
    #35580108 :)
  • sanat ve bilinçdışı

    1.
    birçok edebi yazın türünde ve daha farklı sanat dallarında, bilinçdışı bir ilişkilendirme yapmak mümkündür. bunun en belirgin örneklerini; resim, sinema, şiir, hikaye gibi türlerde görmek mümkün.

    resim sanatını ele alırsak, sanatçının tabloda bilinçli olarak, özneye göstermek istediği sembollerin altında, bilinçdışı bir anlamında yattığını söyleyebiliriz. ancak buradaki temel nokta, ressamın bu bilinçdışı anlamın farkında olmaması ve belkide daha sonraki bakışlarda, tablosunda böyle bir anlamında çıkabildiğinin farkına varmasıdır.

    zira sanatçı dediğimiz kişinin, bilinçdışında bulunan bastırılmış arzu ve düşünceleri sanatı icra ederken, istemeden de olsa esere yansımaktadır.

    şiir alanında da bunun örneklerine rastlamak mümkündür. şiir yazan arkadaşlar bilirler, şiir üzerine saatlerce düşünülerek yazılmaz. tuhaf bir duygu durum anında, dizeler kendiliğinden sanatçının kafasında belirir ve kağıda aktarılırlar. bu sanatçılar, dönüp şiirlerini tekrar okuduklarında göreceklerdir ki, burada bir "aktarım" vardır.

    bu aktarımın(serbest çağrışımla da benzerdir) bilinçdışının kısacık bir açılışı olduğunu iddia etmek mümkündür. lacan bilinçdışına değinirken, kendi zamansallığı olduğundan bahseder. bu zamansallık, bilinçdışının her zaman erişime açık olmadığını gösterir bize. bu yüzden sanat eseri ortaya koyulurken, bilinçdışı bir etkinin kısa süreli olarak ortaya çıktığını söylemek yanlış olmaz.

    aynı zamanda sanat ve delilik arasında doğru orantılı bir ilişki vardır. ben böyle kişilerin bilinçdışını açığa çıkarmada, daha yetenekli oldukları görüşündeyim.

    van gogh'un hayatı incelendiğinde, deliliğin izlerine rastlamak mümkündür. keza tuhaf ve marjinal davranışlarıyla gündeme gelen salvador dali'nin eserlerinde de bilinçdışı izler yakalamak mümkündür.


    http://galeri.uludagsozluk.com/r/1317130/+

    dali'nin "Bir Arının Narın Etrafında Uçuşu Nedeniyle Görülen Rüyadan Uyanmadan Bir Saniye Önce" isimli tablosu. bu tablo incelendiğinde herkes bariz olan, yani ortada olan anlamı görmeye meyillidir. narın farklı kültürlerdeki sembolik anlamlarına yoğunlaşılır genelde. ancak bana göre çok farklı bir analitik anlamı da mevcutur eserin, doğurganlık ve bariz bir ödipal çatışma görülebilir. her neyse bunlar benim kişisel fikirlerim.

    şiirle ilgili daha derinlemesine bir inceleme isteyenler, şiir ve bilinçaltı şeklinde aratırlarsa birkaç makaleye ulaşabilirler.

    not:bu girdiyi kaldırabilirim, anlaşılacağından oldukça şüpheliyim.
    #35513594 :)
  • günün klasik müziği

    30.
    https://www.youtube.com/watch?v=Ce70HzRw9Dg +
    #35859673 :)
  • kitaba sondan başlamak

    1.
    bazı kitapları okumanın en iyi yöntemi. genellikle belli bir olay örgüsü olmayan, bir sıraya göre gitmeyen kitaplara sondan başlamak içeriğin daha iyi anlaşılmasını sağlıyor. zira sonunda anlamsız olan her şey, ilk sayfalara doğru anlam kazanıyor ve anlam kazandıkça kalıcılığı sağlamış oluyoruz. tümdengelim yöntemiyle oldukça benzer.
    #35409696 :)
  • rüya analizi

    1.
    rüya analizi fikrini ilk öne süren kişi freud olsa da, bu işin ilk temelleri platon ve aristo'ya kadar dayanmaktadır. freud rüyaları çocukluk dönemi bastırmalarının, yüzeye çıkışı olarak görür.

    ona göre gün içinde yaşanan herhangi bir olay bunun tetikleyicisidir. günlük hayatımızda yaşadığımız bir çatışma, bilinçdışına itilmiş bastırılmış hatırayı tetikler, bu tetikleme sonucunda kişi o gün rüyasında bunun bir yansımasını görür.

    rüyalar bilinçdışına ulaşmanın önemli bir yoludur. ancak uyanmadan önce gördüğümüz, bilinç yüzeyine yaklaşmış rüyalar, bu kategoride sayılmaz.

    örneğin rüyada kapının çaldığını görüyor olmamız ve aynı anda kapının çalıyor olması, bu rüyanın bilince taşındığının göstergesidir. bilinçdışını yansıtan rüyalar ise, dış dünya ile bütün bağlantımızı kestiğimiz derin uykuda gerçekleşir.

    freud'un analizlerindeki en büyük sınırlılık, şüphesiz çocukluk dönemi bastırmalarına çok fazla takılıp kalması.

    erich fromm ise bunun tam tersi olarak, rüyaların günlük hayatta yaşadığımız olayların, bilinçdışına itilmesinden ibaret olduğunu ifade eder. rüyalardaki semboller, kültürden kültüre, toplumdan topluma ve hatta bireyden bireye farklılık gösterir.

    örneğin; ateşe tapan bir toplumda görülen rüyalarda, ateş bilgeliği kutsallığı temsil edebilir. ancak bir orman yangınına şahit olmuş biri, rüyada ateşi yıkıcı bir sembol olarak görebilir.

    bu yüzden genel geçer bir rüya analizi ve sembolden söz edilemez.

    örneğin; dertlerini kimseye anlatamayan, kendine en yakın hissettiği kişilere bile açılamayan biri, gece uyuduğunda şu rüyayı görmektedir. zira bazı şeyleri sözel dille ifade etmek mümkün değildir.

    "rüyamda tanımadığım bir şehrin sokaklarındayım. bütün evlerin pencereleri kapalı ve perdeleri çekili. bilmediğim sokaklarda yürüyorum, yürürken ne bir araç nede yoldan geçen bir insan görüyorum. daha sonra bir ara sokağa girip kayboluyorum. "

    ve rüya böylece sonlanıyor. şüphesiz bu rüyayı fromm'a göre yorumlarsak, kişinin günlük hayatında yaşadığı yalnızlık duygusunu ve kaygıyı ifade eden, tanımadığı bir şehrin sokaklarında dolaşması ve ona yardım edecek kimsenin olmamasıdır.

    rüya analizinde çok eleştiri alan başka bir ekolde jung'un analizleridir. jung rüyaları dinsel fenomenler olarak algılar. rüyalarda genel geçer semboller olmadığını söyleyen fromm'un aksine, arketiplerden ve mitlerden bahseder.

    rüyalarda duyduğumuz dış ses, ona göre tanrısal ilahi bir sestir. gördüğümüz bir takım semboller ise arketiplerdir.

    örneğin; ak sakallı dede.

    rüya analizi uzun yıllar, eğitim isteyen ve çok zorlu bir metottur. ancak bu kuramcıların ışığında, kendi analizlerimizi biraz olsun yapabilirsek, bilinçdışına ve dolayısıyla kendimize dair bir fikirler edinmemiz mümkün.

    edit:imla
    #35333066 :)
  • benlik kavramının yitirilişi

    1.
    insanı bir deney nesnesi haline getiren davranışçılar, her şeyde kolaya kaçılan bir dönemde oldukça revaçtaydı, zira bilimsel gelişmeler, deneycilik ve her şeyin bilimle açıklanacağı varsayımında olan düşünce, davranışçıları destekledi. oysa insan hiçbir zaman bir deney malzemesi haline gelmemeliydi.

    elbetteki amaç, bireyselliği ortadan kaldırıp, her şeyi tek tip tedavi yöntemlerine indirgemek, adeta düğmeye basıp insanların bir anda iyi olmasını sağlamaktı.

    amacı insanı anlamak olan psikoloji alanın, böyle yüzeysel ekollerle ne işi olur bilemiyorum. şüphesiz fobilerin, korkuların, akıl dışı diğer tüm inançların tedavisinde bugün davranışçı ekolden yararlanmaktayız.

    fakat karşı çıktığımız mesele, her şeyi deneyci bir anlayışla çözebileceğini zanneden zihniyettir. carl popper, Bertrand Russell gibi adamlarla gelişen anlayış, insanı kağıt üzerinde açıklayan, basit bir organizmaya dönüştürdü.

    bu anlamda bireyselliğin geri plana atıldığı, daha çok toplumsal mekanizmanın ön planda olduğu bir anlayış yaratmak istediler. zira gelişen bilimle, makinelerle insanı her açıdan açıklayabileceklerdi.

    albert camus'un yabancı ve franz kafka'nın dava romanlarını incelerseniz, orada karakterlerin esas suçunun, birey olmaktan uzaklaşmaları olduğunu görebilirsiniz. yabancı kendine tamamen yabancılaşmış içi boş günümüz insanını anlatır. dava ise asla kendisi olamayan k'yı, iki romanında sonuna kadar, ne olup bittiği anlaşılmaz.

    işin özü, insanın kendi değerini ortadan kaldırmaya çalışmasıdır. şüphesiz kendimizi açıklamada bazı yollara başvurmalıyız. ancak jung'un da ifade ettiği gibi " kendine ulaşmak, mars gezegenine ulaşmaktan zordur." bu yüzden insan kendine değer verdiği ve sorumluluğunu üstlenebildiği kadar vardır.

    her birey, biriciktir, bana göre her zamanda öyle olacaktır. bu yüzden salt davranışçı ve bilişselci olarak, insan hakkında ulaşacağımız bütün bilgilerin, eksik olacağı inancındayım.
    #35202501 :)
  • yeni şeyler getiriyorum