• gerçeklik

    49.
    lacan'da biz gerçekliği, sembolik sistemin izin verdiği ölçüde kavrayabiliriz. zira 'gerçek' yani bilinç öncesi dediğimiz durum sadece anne karnında yakalanabilir.

    bazen bu tamlık duygusuna benzer, ilkel ancak açıklayamadığımız bir fenomenle karşı karşıya olduğumuz zamanlar olabilir. bir kabustan uyanışın yarattığı his, açıklayamadığımız bir dejavu bize bilinç öncesi bir duyguyu yaşatır. olay çoğu zaman bilincin olmadığı yerde vuku bulur, bu yüzden kişi üzerine ayrıntılı olarak düşünemez. serbest çağrışımın esas amacı bu duygu kırıntılarını ortaya çıkarmaktır.

    ancak lacan'da gerçeğin ifadesi mümkün değildir. bu yüzden insan gerçekliğin içerisinde gerçeği arar durur. ve kendi gerçeğini bilinç dışı kılar. yani özne kendini bulmak için, kendisinden dolaylımlanmalıdır. bu dolayımlamayı sağlayan kişi ise analisttir.

    imgesel düzen çocuğun kafasında yarattığı imgelerle, hayallerle geçer. bunlar baba imgesi, anne imgesi ve ben imgesi olabilir. psikanalizde bu imgelere, imago adı verilir. bazı trajik durumlarda diye yazar freud, bu imge bakıcıdır.(annenin ve babanın yokluğu)

    tam olarak ayna evresine girmediği ve ben imgesi oluşmadığı için, çocuk kendini anneden ayırt edemiyor olabilir. ayna evresi ile birlikte çocuğun kafasındaki ben imgesi yıkılır. aynanın bir nesne olması gerekmez, diğer insanlarda çocuğun kendi bütünülüğünü tanıdığı bir aynadır.

    imgeselden çıkış, babanın adıyla meydana gelir. baba o kadar güçlü bir kültürel öznedir ki, çocuk anneye sahip olma ve babanın mevcudiyetinden korkma arasında gider gelir. ve nihayetinde sembolik olarak hadım olur. (bkz: oedipus kompleksi)

    bu hadım olma durumu, onun babayla güçlü bir özdeşim kurmasına ve hatta freud'a göre en büyük baba imgesi olan tanrıyı yaratmasına sebep olur. işte bu yüzden tanrı aklımıza geldiğinde, onun imgesi çoğunlukla erkektir. oysa tanrı cinsiyetsiz bir varlıktır.

    edit:imla
    2 ... kahraman arketipi
  • hayatta en çok neyden kaybettiniz

    195.
    eskiden değer vermekten kaybettiğimi, her giden insanla birlikte eksildiğimi düşünüyordum. şimdilerde değer verme ihtiyacının, sevme ihtiyacının bana ait olduğunu biliyorum. bu yüzden sevdiğim kişiye sevgimi hissettirir, değerli olduğunu söylerim. değer görünce kaçanlar da benim tarafımdan sevilme şansını kaybetmiş oluyor, çünkü özveriyle severim. yani kaybeden ben değilim, onlar.
    3 ... kahraman arketipi
  • sanat sanat için mi sanat toplum için mi

    247.
    oscar wilde'a göre sanatçı sanat eserini salt kendi zevki için ortaya koymalıdır. eğer beğenilme ve mesaj verme kaygısına düşerse, eserini özgün haliyle ortaya koyamaz. gerçek sanat eseri tuhaf bir biçimde etkileyici olmalıdır, hiçbir açıdan bilgi verici olmasına gerek yoktur. ona göre sadece kötü sanat açıklanabilir ve anlaşılabilir niteliktedir. eleştirmenlerin ise yaptığı, sanat eserini yeniden oluşturmak onu daha farklı bir boyutu ve şekliyle yaratmaktır. 'eleştirmen onun kendisine kıyasla, sanatıyla daha çok şey yapmakla özgürdür' der. ve eleştirmeni kendi alanında sanatçı kadar yaratıcı bulur.

    sanat eserini yaratırken sanatçı toplumu ve kendini unutarak, bambaşka bir şey ortaya koyar. bu unutuş, onun her türlü kaygıdan arınarak kendisinden ortaya bir parça çıkarması demektir.

    ancak wilde, sanatçının yine de bilinçli ve amaçlı olması gerektiğini ekler. amaçsızlığın içinden büyük amaçlar çıkaran salvador dali'yi ele alalım. resimleri büyük bir karmaşa ve anlamsızlık içermesine rağmen, aynı zaman da anlamlıdır da. toplumun eserlerini tasnif edip etmemesi umurunda değildir. çünkü o sanatçıdır, bir yerde de yaratıcı.

    işte bu yüzden sanat kendi dışında başka bir yüce amaca hizmet etmemelidir. fakat böyle olması eserin anlamsız ve basit olacağını göstermez.
    8 -2 ... kahraman arketipi
  • erkeği önce kendine bağlamak sonra süründürmek

    2.
    "bağlanmayacaksın öyle körü körüne" der giderim.
    6 ... kahraman arketipi
  • algı

    17.
    algı, duyu organları vasıtasıyla alınan uyarıcıların, tutarlı, anlamlı bir bütünlük oluşturacak şekilde örgütlenmesiyle, analiziyle yorumuyla ve senteziyle ilişkili süreçlerin tamamıdır. algılama süreci esnasında beyin, bireyin içinde bulunduğu durumu, geçmiş yaşantılarını beklentilerini, toplumsal ve kültürel etkenleri diğer duyu organlarından gelen başka duyuları göz önünde bulundurur. algılama süreci geçmiş ve öğrenme deneyimlerimizi de kattığı için duyulara nazaran daha karmaşık bir süreçtir.
    2 ... kahraman arketipi
  • günün şarkısı

    3821.
    https://www.youtube.com/watch?v=XghzTTFDu60+
    1 ... kahraman arketipi
  • günün sözü

    10216.
    "ve bunları elbette çabucak geçelim sevgilim”

    cahit zarifoğlu.
    1 ... kahraman arketipi
  • gecenin klasik müziği

    333.
    https://www.youtube.com/watch?v=Sywuqhzi_-U+
    2 ... kahraman arketipi
  • kitap önerileri

    200.
    adam phillips - yasak olmayan hazlar
    adam phillips - tekeşlilik
    juan d nasio- aşk acısı
    joseph campbell -kahramanın sonsuz yolculuğu
    stephan king- hayatı emen karanlık
    ırvın d yalom-divan.
    3 ... kahraman arketipi
  • objet petit a

    3.
    çocuklukta yaratılan ve asla ulaşılamayan arzu nesnesidir. çocuk doğduğunda gerçeğin düzleminden çıkıp sembolik alana girmeye başladığında, gerçeğin bir türlü açıklanamayan arzu fazlası ile başa çıkabilmek için bir ben yaratır kendine. buradaki ben gerçek alana daha yakındır, zira sembolik alandan gerçek alana ulaşmak artık pek mümkün değildir.
    1 ... kahraman arketipi
  • gecenin şiiri

    11960.
    sevgililer yüzüne karşılık geldim
    kaygı bağırdı gözevlerimde

    günlerin yamanan yıldızlar
    ve üzülen gökkuşaklarıyla
    doluluğundan söz ediliyor
    evlerde çocuklar arşınlanıyor
    ve alkışlanıyor babalar
    ki tütün başında
    ekmek başında kabir başında

    günler yenilenen bir isim
    merdivenleri büyük ağzıyla çıkan meral
    haftada üçer gün üçer hafta
    ince uzun veya kahverengi
    ve gelinlik sabah çatışmasında
    yoğunlaşan yorgun artık ben
    köprü ortasından yarılmış bu ara
    organın ve güneşin salgınlığı
    toprağa gelir gibi oldu an
    başlar ikinci artık

    beygirler uzağa kayıyorlar

    bu arada gelinmeler
    arkadaş yapıtlarına yar koyma
    yöremdeki çimler

    bu arada evimin içinde odaların birbirine düşman durduğu
    ve hastalandıkları
    çalışan yüreklere uzak
    bekardan korkan ev sahiplerinin
    kapılarda kızlık heykelleri
    bu arada insanın yemeğe oturma çelişmesi

    yemekten kalkma çelişmesi
    erkek oluşunuza binaen
    bu arada özel sıkıntılarımızın
    kılıç kuşanmış hali
    durmadan kanlanıp hatırladığımız
    bunalan kadınlar
    ben alda'yı bunalıyor görüyorum rüyamda
    kırbaç gibi insanı saran etrafımızda
    kelebek kanatları gözler
    akılda kalan ağızlar
    hatlar
    seviyi yoran alkışlar
    bir şehri paramparça edip
    ortasından yarıp uykuları
    evlerin sahanlıklarına
    misafir odalarına
    lavabonun altındaki dolaba
    çocukların hücumluk yataklarına
    iri erkeklerin şakaklarına
    kadınların çırpınan dudaklarına
    ve kızların sancaklarına sığınan
    ve benim damarlarımda itişen uykulara

    bir şehrin ortasından tren geçiyor
    o şehirde büyük rüzgâr vardır
    bir oyuncakçı vitrininin önünde
    insanların durdukları ve duruşlarını
    değiştirmedikleri trenle birlikte
    şehrin ortasından oyuncak trenlerin
    cezalandırmış şekilleri

    kendisini buyruk
    vitrine yapışık insanların kafalarındaki
    içlerinden geçerken dönüp bakmadıkları
    durdurup parçalamadıkları
    önüne yüzer ellişer
    yatıp apartman kadar
    ağır tekerlerini üzerlerinden geçerken
    öpüp ağızlarını ezdirmedikleri

    noktanın sonuna kadar
    bir sinir bir can yanmasıyla
    bir parçamı
    bir demir mengeneye
    koyup sıkmak istiyorum mu nedir
    dilimi

    bir acı mı ne gerek
    öyle uykum var ki
    öyle istiyorum ki

    o içinden marşandizler
    şimşek gibi fırlayan
    şehirde hemen
    hat boyunda ilk tahta evde
    derin yatakta
    her an çığlıklarıyla
    uyuyayım kıyametler
    bir ejder geçsin
    öyle tanıdığım
    öyle canımın içinde

    durup gelmeyince
    morfin gibi arıyorum direnmeni
    iğne üzerinde yüzün gelip
    kuşatmıştı beni
    ama düşündükçe Korkmak
    yüzünle geldiğini

    Ve bunları elbette çabucak geçelim sevgilim

    Cahit Zarifoğlu.
    2 ... kahraman arketipi
  • sözlük yazarlarına film önerisi

    44.
    eyes wide shut
    The Wailing
    the animatrix
    the thirteenth floor.
    2 ... kahraman arketipi
  • yazarların şu an dinledikleri şarkılar

    194.
    https://www.youtube.com/watch?v=6EA-MIYY1bg+
    2 ... kahraman arketipi
  • the thirteenth floor

    22.
    inception, matrix ve westworld gibi yapımlara öncülük etmiş bir film. tabi matrix aynı dönemde çıktığı için onu saymak ne kadar doğru olur bilemem. fakat yeterli bütçe olsaydı en az matrix kadar güzel bir film ortaya konabilirdi. ondan eksiği var mı derseniz, senaryo olarak yok ancak çekim kalitesi ve efektleri yarışamaz maalesef.

    film bir simülasyon evreninin yaratıcısı olan hannon fuller'in cinayete kurban gitmesiyle başlıyor. onun şirketinde bir dönem çalışanı olan douglas hall bu cinayeti öğrenince sır perdesini aralamak için cinayeti araştırmaya koyuluyor. ısrarcı bir dedektif ve güzel bir kadın bu tarz filmlerin olmazsa olmazıdır. tabi ki bunlarda sahneye çıkıveriyor birden. jane fuller kendisini hannon fuller'in kızı olarak tanıtıp, hem güzelliği hem de gizemli davranışlarıyla douglas'ın aklını başından alıyor.

    ancak douglas, sürekli patronu ve yakın arkadaşı hannon'ın hiç kızından bahsetmediğini söyleyerek durumun garipliğine vurgu yapıyor. iş douglas'ın yarattıkları simülasyon evrenine girmesiyle daha karmaşık bir hal alıyor. bu evren neredeyse içinde bulundukları dünya kadar gerçek geliyor douglas'a ve hannon fuller'in kendisine bu dünyada bir mesaj bıraktığını öğreniyor.

    ama bundan önce simülasyon evreninde yaratılan bütün karakterlerin gerçek dünyanın bir tezahürü olduğunu görüyor. kişilikleri farklı olsa da bunlar görünüş olarak aynı insanlar. programa bağlandığında hannon fuller'in benzerini görüyor, adam sürekli olarak hafıza kaybı yaşadığından söz ediyor douglas'a.

    hannon fuller'in douglas'a bıraktığı mektubu alan barmen mektubu izinsiz bir şekilde okuyor. ve simülasyon dünyasının gerçek olmadığını öğreniyor, bunu test etmek içinse dünyanın sonuna hiç gitmediği en uzak yere seyahat ediyor. douglas bunu öğrendiğinde barmen onu vuruyor ve boğuşmaları esnasında douglas uyanıyor. yani hannon fuller'in yarattığı simülasyondan çıkıyor.

    işte filmin asıl can alıcı noktası burada başlıyor. douglas uyandığında simülasyon evreninin gerçek olmadığı ile ilgili mektubu düşünüyor. ve bu evrenin aslında hannon fuller'in yarattığı evren değil, içinde bulundukları evren olduğunu düşünüyor. bu düşüncesini test etmek için arabasına atlayıp şehrin dışına sürebildiği kadar uzağa sürüyor ve yaşadıkları dünyanın bir simülasyon olduğunu öğreniyor.

    evet filmin buradan sonrasını anlatmayacağım. çıktığı dönem de matrix'in gölgesinde kalmış bu film, oldukça kaliteli ve zekice bir senaryoya sahip. bu tarz filmler akıllara içinde bulunduğumuz dünyanın ne kadar gerçek olduğu sorusunu getiriyor. oldukça korkunç bir düşünce olsa da hakikatin doğası gereği insana acı verdiği sanırım herkesçe bilinen bir şey.
    3 ... kahraman arketipi
  • psikanaliz

    67.
    insanların motivasyonu

    freud davranışların psişe yani iç çatışmalardan kaynaklandığını düşünüyordu. özellikle, bilinç dışı üçgüdüsel dürtüler bilinçli zihin ve toplum tarafından kabul edilmez olarak görülür.dolayısıyla psişik aygıt bu dürtüleri uzakta tutmak için enerji harcar. dolayısıyla bir davranış, çatışan zihinsel güçler arasında yaşanan bir uzlaşma olarak ortaya çıkar

    içgüdü kavramı

    freud a göre insanların evrimsel mirasından kaynaklanan,doğuştan getirdikleri içgüdüsel itkileri vardır.bu içgüdüler ifade bulmalıdır yoksa kişi işlevini yapamayacak hale gelir. ilk yazılarında en temel içgüdüyü eros yada yaşam olarak tanımlamıştır.daha sonra yıkıcı içgüdüyü tanımlamıştır.ihtiyacı tatmin etmek üzere doğrudani fade etmenin yanısıra, içgüdüler dört değişik yoldan daha ifade bulur.

    a)tersine çevrilerek

    b)kişiye geri dönerek

    c)bastırma

    d)yüceltme

    yaşam içgüdülerinin kendini korumaya yönelik olduğu düşünülür.yaşam ve ölüm içgüdülerinin birbirine zıt ele almak son derece cazip olsa da, freud bunların bazen iç içe geçmiş olduğunu ifade etmiştir. örneğin:eros kişiyi yemek yemeye teşvik eder,ki buda yemeyi tahrip etmekle ifade bulan yıkıcı içgüdüye izin verir. çocuk kendi bağırsak ve mesane işlevini kontrol etmeyi öğrendiğinde(psikoseksüel gelişimde anal dönemden bahsediyor)sevgi ve ölüm içgüdüleri sadizmin içinde erir çünkü çocuk kendisini tuvaletini yapmaya zorlayan sevdiği bakıcıya kızmaya başlar. yani kısacası yaşam eros ve thanatos edenen iki temel iç güdü arasındadır. ancak freud ölüm içgüdüsünü ölmeye yakın bir zamanda ortaya koyduğu ve hayatının karamsar bir döneminde(çene kanseriydi) ortaya attığı için çok fazla üzerine bir şey yazamamıştır.eros libido olarak adlandırılır.freud bu terimin genel bir dürtüyü kapsadığını ısrarla belirtsede .cinsel dürtüyle eş anlamlı olarak kullanılır. gelişim sırasında oluşan problemler libidonun gelişim aşamasında saplanıp kalmasından oluşur.saplanma nevrozlarda nadir olarak tamamıyla yer alır. dolayısıyla kişi bir şekilde uyarlayarak gelişimini devam ettirir.

    yapısal model

    bir id görmek istiyorsanız yeni doğmuş bir bebeğe bakın. id psişik varlıkların en ilkelidir. ve içgüdüsel itkilerin bir kalıntısıdır.içgüdüsel ihtiyaçların anında tatmin edilmesini ister.bebek acıktığında ne olduğunu gözünüzün önüne getirin. "derhal beni besle"

    id haz ilkesine göre hareket eder.bu tür bir zihinsel işleyişin bir diğer adı da birincil süreçlerdir.

    ego ikincil süreç yada gerçeklik ilkesine göre işleyerek idin isteklerini tatmin etmeye çalışırken aynı zamanda kişiyi korumaya çalışır.içgüdüsel itilimler,doğası gereğiyle anında hemen tatmin edildiğinde organizmaya zarar verebilir. yada ölümüne bile sebep olabilir,egonun görevi kişiyi bunlardan korumaktır.

    süper ego en son gelişen psişik varlıktır:süper ego ebeveynsel yada diğer otoriter figürlerin içselleştirilmiş bir versiyonudur.süper egoyu vicdanımız olarak biliriz. o aynı zamanda bizim ideal ego olarak düşündüğümüz şeydir, veya ideal egoya ulaşmak için bir araçtır.freud a göre süper ego "egoyu gözler , ona emirler verir, aynen ebeveynlerin yaptığı gibi onu cezalandırmakla tehdit eder."

    bastırma

    analitik kuramdaki en önemli süreçlerden birisi,kabul edilmeyen zihinsel malzemeyi sınırlama ve bilinçdışına gönderme eylemi olan bastırmadır. bastırma süreci bilinçdışıdır her bastırmanın sonucunda bir semptom ortaya çıkmayabilir. ancak her zaman için bir semptom oluşumu bulunmaktadır.bastırmak için psişik enerji kullanılır ve kişinin gelişimsel olarak travmatik bir olayın psikolojik bir evresinde saplanıp kalmasına neden olabilir ki, bu süreç saplantı olarak tanımlanır. bazıları saplantıyı en önemli savunma mekanizması olarak tanımlarken freud genel bir fonksiyon olarak ele almıştır.
    3 ... kahraman arketipi
  • kahramanın sonsuz yolculuğu

    3.
    joseph campbell' ın mitolojik hikayeleri, masalları derleyerek ortaya koyduğu ve insanın içsel yolculuğunu bu hikayelerle ilişkilendirdiği güzide eseri. mitolojiye ve psikanalize hem kişisel hem de profesyonel anlamda ilgi duyan biri olarak, kitabı oldukça yaratıcı buldum.

    genelde bu tarz kitaplarda, zorlanılan kısım okuyucuyu ikna etmek için ortaya atılan tezlerin yetersiz veya gerçeküstü kalmasıdır. ancak, joseph campbell bizi bir yolculuğa çıkararak, bilinçdışımıza ulaşmayı ve günlük yaşantımız içerisindeki kahramana temas etmeyi başarmış. kitapta çok ilginç kültürel ve mitolojik hikayeler var. avusturalya yerlilerinin oğlan çocuklarının kendilerini sünnet etmek isteyen babalarından kaçarak eli mızraklı annelerine sığınmaları. yine güney afrika da yetişkinlik ayini için, babaları ve amcaları tarafından kan içmeye zorlanan çocuklar. (üstelik bu kan erkek akrabalardan temin ediliyor ve yaklaşık 1 litre kadar kanı içmeyen çocuk öldürülüyor) kral minos ve minatorun hikayesi gibi birçok farklı kültürel öğeyi içinde barındırıyor.

    hindu mitolojisinde tanrı şiva, aşanti kabilesinin tanrısı adu, japon mitolojisinden güneş tanrısı amaterasu gibi birçok mitolojik kahramanı da görüyoruz kitapta. yazar öykülerin ortak noktalarını birleştirerek, insanın kolektif bilinçaltına vurgu yapıyor.

    psikanalizde baba ile olan ödipal çatışmanın örnekleri oedipus mitiyle verilse de, başka mitlerde ve kültürlerde aynı durumun yaşandığını örnekleriyle birlikte kitapta yer almış.

    en son olarak da modern insanın tanrılarını öldürüp, yeniden yarattığı birtakım değerlere ve kendi kahramanlık hikayelerimizi nasıl oluşturacağımıza değiniyor yazar.

    carl gustav jung'u defalarca okumuş biri olarak, joseph campbell' ın büyük bir emek isteyen akademik düzeydeki bu çalışmasını da çok başarılı buldum.

    psikanalize, mitolojiye ve sosyal antropolojiye ilginiz varsa bence okuyun.
    2 ... kahraman arketipi
  • gestalt terapi

    3.
    fritz perls ve eşi laura perls tarafından gestalt psikolojisinden esinlenerek oluşturulmuş psikoterapi kuramıdır. başlıca özelliklerine baktığımızda şunları görürüz.

    yüzleştirici ve aktif bir yaklaşımdır. duyguların açığa vurulmasını, gösterilmesini destekler. dikkat sözle ifade edilmeyen vücut mesajlarına verilmiştir. danışanın kendi kişisel ifadesini bulması ve kişisel yorumlarını yapması üzerinde durur. kısa zaman içinde danışanlar duygularını bazı gestalt alıştırmaları yoluyla yaşayabilir.

    gestalt psikoterapisi kökenlerini varoluşçu felsefeden alır. varoluşsal temeliyle insanın kendini gerçekleştirebileceğine, fenomenolojik temelleriyle insanın öznel ve kendine özgü olduğuna ve bütüncül temeli ile insanın hem kendi içinde hem çevresiyle bir bütün oluşturduğuna inanmaktadır.

    yaklaşıma göre insan, beden, duygular, düşünceler, duyumlar ve algılardan oluşan bir bütündür. bunlara sahip değil, bunların bütününden oluşmuştur. insan içinde varolduğu çevrenin bir parçasıdır ve bu çevreden ayrı anlaşılamaz.

    insanlar dünyaya verdikleri tepkileri kendileri belirlerler. bir şeylere karşı sadece tepki gösteren bir varlık değildirler. bunun ötesinde o şeyin yaratıcısıdır ve bundan dolayı oluşumundan sorumludurlar.

    gestalt pikoterapisi diğer yaklaşımlar gibi duygu, düşünce ve davranışı ayrı ayrı incelemezler. örneğin psikanaliz her şeyi yapılara bölerek tek tek üzerinde durmaktadır. ancak gestalt holistik yani bütüncüldür, bu yüzden parçaya değil resmin tamamına odaklanır.

    bitmemiş işler ve farkındalık önemlidir. bitmemiş işlerden kasıt bireyin ifade edemediği duygulardır. bu duygular öfke, kin, nefret gibi olumsuz duygular olabileceği gibi aşk, sevgi, mutluluk gibi olumlu duyguları da içerebilir.

    eğer danışan bitmemiş işlerini çözümlememişse gestaltı tamamlanamaz. bu yüzden terapistler bu duyguları seanslar sırasında gün yüzüne çıkararak şimdi ve burada yaklaşımı ile çözümlemeye çalışılar. aynı zamanda yüzleştirme tekniğini çok fazla kullanan bir yaklaşımdır, danışanı tutarsız davranışları birbir yüzüne söylenir.

    bir de şöyle bir duası var. dua denmesinin sebebi ise danışanlar için bu felsefeyi bir değer haline getirmek.

    Ben kendi işimi yaparım, sen de kendi işini.
    Ben senin beklentilerini karşılamak için bu dünyaya gelmedim,
    Sen de benim beklentilerimi karşılamak için gelmedin.
    Sen sensin, ben de ben!
    Eğer şans eseri bir yerde karşılaşırsak ne ala.
    Olmazsa da ne yapalım, yapacak bir şey yok
    4 ... kahraman arketipi
  • amentü

    42.
    dilce susup
    bedence konuşulan bir çağda
    biliyorum kolay anlaşılmayacak"

    "gençken
    peşpeşe kaç gece yıllarca
    acıyan, yumuşak yerlerime yaslanıp uçardım
    bilmezdim neden bazı saatler
    alaturka vakitlere ayarlı
    neden karpuz sergilerinde lüküs yanar
    yazgı desem
    kötü bir şey dokunmuş olurdu sanki dudaklarıma"

    "belki ruhların gölgesi
    düşer de marşlara
    mümkün olur babamı
    varlık sancısıyla çağırmak"

    gibi dizeleriyle belki de bugüne kadar yazılmış en iyi türk şiiri olmaya adaydır amentü. şair gençliğinin toyluğunu, bu toyluktan kurtulup acı gerçeklerle yüzleşmesini öyle iyi aktarmış ki "gençken peşpeşe kaç gece yıllarca acıyan yumuşak yerlerime yaslanıp uçardım" gençliğin verdiği yumuşaklık, zamanla yerini sertleşen, nasırlaşan bir kişiliğe bırakır. ancak biz bunu fark ederken öyle acılar çekeriz ki, yumuşak olan acıyan neremiz varsa törpülenir. çünkü biz" dilce susup, bedence konuşulan" bir çağa açtık gözlerimizi.
    3 ... kahraman arketipi
  • deliryum

    14.
    deliryum, normal uyanıklık ile koma arasındaki bir tür beyin yetersizliği durumu olup yaygın olarak görülmektedir. temel özellikleri; kafa karışıklığı, konsantrasyon bozukluğu ve bilişsel işlev bozuklukları olan deliryum aniden başlamakta ve farkındalık azalarak dalgalı bir seyir izlemektedir.

    hastalığın dsmı v tanı ölçütleri şunlardır.

    1- dikkati belli bir konu üzerinde odaklama, sürdürme ya da yeni bir konuya kaydırma yetisinde azalma ile giden bilinç bozukluğu.

    2- daha önceden var olan, yerleşik ya da gelişen demans ile açıklanamayan algı bozukluğunun ortaya çıkması ya da bilişsel değişiklik. (bellek, yönelim, dil bozukluğu.)

    3-kısa bir süre içerisinde gelişir. ve gün içinde dalgalanmalar gösterme eğilimi taşır.

    4-öykü, fizik muayene ya da labaratuvar bulgularından elde edilen verilerde bu bozukluğun genel tıbbi bir durumun doğrudan fizyolojik etkilerine bağlı olduğuna ilişkin veriler vardır.

    tedavisi: deliryum tedavisine ilaç tedavi, aile desteği, yöneltme teknikleri ve çevresel değişiklikler etkili olmaktadır.
    3 ... kahraman arketipi
  • erkeksi protesto

    2.
    bireysel psikolojinin kurucusu alfred adler'e göre doğuştan var olan aşağılık duyguları yönünden erkek ve kadın arasında bazı farklar vardır. adler bütün aşağılık duygularını doğuştan var ettiğimize inanır. bu duygular yaşamı destekleyici özelliğe sahip olduğu gibi psikonevroz oluşumunda da etkili olabilmektedir.

    adler bu aşağılık duygularının kadın ve erkekte farklılık gösterdiğini düşünmekteydi. bunun en temel sebebi yaşadığı toplumda kadınların ikinci planda olmasıydı. kız çocuğa erkek çocuktan daha az değer verilmesi, aşağılık duygularının kadınlarda daha baskın olmasına yol açtığını düşünüyordu.

    ancak adler bunun sağlıklı bir aile ortamında kolayca çözümlenebileceğini de belirtmiştir. erkeksi protesto; kadınlarda yaşanan aşağılık duygularının güç ve egemenlik isteği yaratmasını ifade eden bir kavram. erkek gibi giyinmek, onlar gibi davranışlar sergilemek erkeksi protestoya örnek olabilir.

    tabi ki çağdaş feminist kuramcıların çok fazla eleştireceği bir kavram. çünkü günümüzde cinsiyet kavramı yavaş yavaş ortadan kalkıyor. ancak adler kuramını aşağılık kompleksleri üzerine inşa ettiği için bunu kadın ve erkek arasında cinsiyetçi bir ayrım yapmak amacıyla ortaya attığını düşünmüyorum.
    4 ... kahraman arketipi
  • yeni şeyler getiriyorum